minik bir GökTaşı'nın feza maceRaları
İşten ayrılalı beri ne yaptığını bilmez bir halde dolanıyorum. 6″ aynaya başlayım dedim olmadı, gitmedi. Kundak tasarımı üzerine yoğunlaşayım dedim olmadı, gitmedi. Sanki üzerime ölü toprağı serpilmiş halde dolanıyorum. Kabullenemediğim bazı şeyler epey canımı sıkıyor, aklımı kurcalıyor.
Bugün hastane dönüşü yine salak salak ekran karşısında otururken uzaktan burnuma bir koku geldi. Ne kokusu idi bilmiyorum. Ama bana ayna yapım malzemelerimin kokusunu hatırlattı. Kalktım. Saffet’i sarılı olduğu kağıttan açtım, bir güzel okşadım, masaya koydum. Aleti de sıkıca kaplı kutusunda korkarak çıkardım. Zira 6 aydan fazladır o kutuda bekliyor idi ve bozulmuş olma ihtimali çok yüksek idi. Gözlerim kaplı elime aldım. Elimi üzerinde gezdirdim. Bozulma çok fazla değildi, Saffet’i idare eder idi. Sadece kenarı minicik kırılmış ve kenarları aşağı kaymış idi. Soğuk bastırma yapsam (ki zaten şart) geçer gibi idi.
Seryum oksidi güzelce üzerine sürdüm Saffet’in. Suladım ve yaydım. Alet’i de üzerinde dolandırdım. Tabi uyum gitmiş. En az iki gün bekletip sonra da üzerine bir 20 kg koyarak soğuk bastırma yaptık mı tamamdır dedim.
Bir ışık doğdu içime sanki yeniden. Şimdi geri dönüşü yok. Yoksa optik reçine bozulur, sonra bu sıcakta bir daha uğraş dur.
6 saat cilalanmış idi kendisi. Pırıl pırıl bile hatta
Bir 6 saat daha cilalayıp parlatayım bakayım kendisini.
Hadi iyice uyum sağlayın bakayım birbirinize. 2 gün sonra görüşmek üzere Saffet’im