minik bir GökTaşı'nın feza maceRaları
İçindeki minicik hücreler bile ordan oraya hareket ederken, hatta icabında başka bünyelere kadar giderken, hatta icabında hayat bulurken sen burda otur.
Aman sakın ha ayakların yerden kesilmesin. Sen ‘O’ gelecek diye bekleyedur.
Evrende kocaman kocaman yıldızlar, gezegenler, uydular bile hareket ederken sen burda otur. Kuyruklu yıldızlar bile belki hayat taşıya dursun sen oturduğun Yerküre’nin kaynaklarını tüketedur.
Sanki Uzay mekiğinin Ana kapsülündeyim. Gittiğim yolda, kalkışta da, yolda da, vardığımda da Houston’dakiler misali coşku ile alkış tutan çook insan var. Ama aslında o kapsülde bir başımayım. Şanslıyım, omzumu dayayabildiğim, ellerimden tutan dostlar var lakin kapsülde sağım solum önüm arkamda aslında kimse yok. Korkuyorum bazen ki. Ben karanlıktan hep korktum ki. Geceleri karanlıktan korkmayım diye yıldızlara aşık olmadım mı ki?
Acaba haddimi aşan işlere mi kalkıştım diye çok kızıyorum 2 gündür kendime. Haddimi aştığı bir gerçek de, büyüsüne kapılıp gittiğim yıldızların ışıltısı daha gerçek.
Bu da fiziksel ve zihinsel yorgunluğun getirdiği böyle tuhaf bir yazı olsun
Fotoğrafın kaynağı burada.